ÂKİF VE NEYZEN

                                                 MEHMET AKİF VE NEYZEN TEVFİK
                                                                                                                İffet ORAL
Üstad Mehmet Akif Ersoy’un sevdiği biri de Baytar Şefik’ti. Onu evladı gibi severdi. Onun tahsil ve gelişiminde üstadın çok büyük himmet ve tesiri vardı. Baytar Şefik’in kardeşi Neyzen Tevfik’in yetişmesinde de üstadın emeği vardır. Üstad ondaki kabiliyeti görmüş ve onun yetişmesi için çalışmış, ona çok şey öğretmiştir.
Neyzen Sarıgüzel’de Mevlevi Halit Bey’den ney dersleri almaya başlamış, birkaç dersten sonra Halit Bey:”Artık buna hacet kalmadı sendeki kabiliyet seni hocandan bağımsız kılar, kendin çalış.”demiş.
Üstad, Neyzen’i Bursalı Hafız Emin’in aracılığıyla tanımış, onun ney çalmadaki kudretini görerek ileride büyük bir sanatkar olacağını hemen anlamıştır.
Neyzen Tevfik ney’e Urla’da başlamış, İzmir mevlevihanesinde ilerletmiştir. Tahsil için İstanbul Fethiye medresesine gelmiştir.Ney çalması medresede hoş görülmemiş.Oda arkadaşları; Balıkesirli Galip ve Birgivi Mehmed Efendilerin desteğiyle Musa Kazım Efendi’den onun evinde ders almaya başlamıştır.İşte bu sırada Hafız Emin, Neyzen’i üstadla tanıştırmıştır.(1896)
Mehmet Akif o sırada Ziraat nezaretinde baytar müfettişi başkatibidir ve ney’e de çok meraklıdır. Neyzen Tevfik’in ney çaldığını görünce hemen Sarıgüzel’deki evin adresini verir. Artık Neyzen Tevfik Sarıgüzel’in müdavimlerindendir. Akif, Neyzen’e Farsça, Arapça,Fransızca dersleri verir. Neyzen de ona ney üfler.
Bu sıralarda Neyzen’in kardeşi Şefik, babasıyla birlikte İstanbul’a gelir.Şefik idadiye devam edecektir.Babasıyla Fatih’te Şekerciler Han’da bir oda tutarlar. Neyzen de medreseden ayrılır, onların yanına geçer. Baba; tahsil görmüş, münevver bir zattır. Hem medreseden icazeti hem de darülmuallimin(öğretmen okulu)den şehadetnamesi vardır.Ayrıca Akif’in babasıyla da tanışmaktadır. Bu suretle aralarında samimi bir münasebet doğar.
Mehmet Akif, Şefik ve Tevfik’i evlatları gibi sever. Şefik, Vefa Lisesi’ne devam eder. Tevfik, gece gündüz neyle meşguldür. Haftanın birkaç gecesi, Sarıgüzel’de Akif’in evindedir. Akif, Neyzen’i bütün yakın dostlarıyla tanıştırır. Şefik derslerine çalışırken Tevfik avareliğe başlar. Kendini eğlenceye kaptırır, kitapları kapar. Artık musikiden ve eğlenceden başka şey düşünmemektedir. Sonunda Akif ona darılır. Neyzen bir sebeple Mısır’a firar eder. Şefik okulunu bitirir. Akif onu Veteriner okuluna yerleştirir. Üstad, Şefik için her zaman şöyle söylerdi:
” Şefik çok iyi yetişti, bir Avrupalı gibi çalışıyor. Bir Arupalı kadar işbilir. İnşallah memlekete daha çok hizmet edecektir.”
Akif’in hastalığının son zamanlarında Şefik bir gün onu ziyarete gelir, üstad çok memnun olur.”İnşallah iyileşince, Pendik’e seni ziyarete geleceğim.”der.
TUHAF BİR HADİSE
Şefik anlatıyor: Üstadın çok tuhafına giden bir hadise vardı. Tanıdıklarından biri birinci dünya
Savaşı sırasında zengince bir kadınla evlenmiş ama istediğinde kocasını boşamak şartıyla.Bir müddet sonra o zat akşam eve gelirken mahallenin kömürcüsü kendisini karşılar.”Beyefendi, hanımefendi sizi boşadı, benide size haber vermeye memur etti, demiş. Üstad bunu her zaman gülerek anlatırdı.
ACZE DÜŞENDEN İNTİKAM ALINMAZ
Yine Şefik anlatıyor: Hiç unutmam bir gün en taşkın zamanımda Akif bana bir ders verdi. Şimdi ne zaman acze düşmüş birini görsem onun sözleri karşıma dikilir.
Meşrutiyet yeni ilan edilmiş. İstibdat yöneticilerinden intikam alınacağı gün gelmişti. Hürriyet perver gençler gruplar halinde ortalıkta dolaşıyor. Nazırları(bakanları),yüksek memurları aşağı istiyor, bağırıp çağırıyorlar. Bizim ziraat nezaretinden (bakanlık) yapr tığsinde otı kötülüklerle meşhur bir ermeni vardı. Bir baytar da vaktiyle ona seccadeler göndermiş. Bu da hepimizce malum. Bir sabah nezarete geldik. Bir de ne göreyim bu herif bizden evvel davranmış, kalabalığa karışmış, “Adalet isteriz diye bağırmıyor mu!” Beynim attı hiddetimden çıldıracaktım. Gidip o kalabalığın ortasında kulağından tutup teşhir edecektim. Akif, halimi gördü, niyetimi anladı.
“Şefik, bu ne hal?”dedi.
“Ne olacak şu herifin haline bak, kalabalığa karışmış adalet diye bağırıyor. Onların ne mal olduklarını göstermeye gidiyorum.”dedim.
Beni kolumdan tuttu: “Şefik, onu vaktiyle yapmak gerekirdi, şimdi o aciz durumdayken olmaz. Madem ki o zaman sustun şimdi onun düşkün zamanında intikam almak mertlik değildir, dedi. Bu sözler üzerine birdenbire sarsıldım. Dondum kaldım.
NEYZEN’İN ÜSTADI AĞLATMASI
Mütareke zamanında idi bir gün Sebilürreşad dergisinin idarehanesinde üstadla oturuyorduk. Neyzen Tevfik çıkageldi. Üst baş perişan, selam vererek içeri girdi. Şöyle bir tarafa yıkıldı. Çok sarhoştu. Biraz durduktan sonra rakı dolu mataradan birkaç yudum aldı.Artık bir yudum bile içecek hali kalmamıştı. Biraz sonra mataradaki rakıdan avucuna boşalttı. Kolonya gibi yüzüne gözüne saçlarına içirmeye başladı. Sonunda neyini alarak Akif’in oturduğu koltuğun yanına onun dizinin dibine oturdu. O halde neyle bir taksim üflemeye başladı. Baktık ki üstadın gözlerinden sessiz sessiz yaşlar dökülüyordu. Neyzen bunu görünce ney üflemeyi bıraktı. Üstadın boynuna sarıldı sakalından, yanaklarından öpmeye başladı. Öptü…Öptü…
Biz bu manzara karşısında şaşkındık. Üstad neye ağlıyordu? Neyzen’in haline mi, neyin sesine mi? Artık ne bizim sormamıza ne de onun söylemesine gerek vardı.Şimdi ne vakit Neyzen’i görsem bu manzara aklıma gelir.
SEN NEYZEN DEĞİLSİN
Fatin hoca ehanede Akifle : Bir gün idarehanede Akif’le oturuyorduk. Neyzen geldi. Sarhoş ve perişan haldeydi. Akif’in elini öpmek istedi. Akif vermedi,dargındı. Neyzen çok müteessir oldu. Yalvarmaya başladı: “Üstad, ben Neyzen Tevfik. Tanımadınız mı? Niçin elini vermiyorsun? Dedi.
Akif çok sert cevap verdi:”Hayır sen Neyzen Tevfik değilsin. Ben Neyzen’i gömeli çok oldu.”dedi.
Neyzen, bunun üzerine bir kenara çekildi. Başını kolunun üzerine yaslayıp hüngür hüngür ağlamaya başladı.

(Mithat Cemal Kuntay’ın hatıralarından alınmıştır.)
  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !