ZAMANE KADINLARI

                                                              ZAMANE KADINLARI
                                                                                                                                                   İffet ORAL
Günümüz kadınları katman katman.
Kırsaldan başlarsak; çalışan kadın, iş kadını, okumuş kadın, işçi kadın, memur kadın, sosyetik kadın, bilim kadını, sanatçı kadın hepsini kapsayan ev kadını.
Birleştikleri ve ayrıldıkları pek çok nokta var. Hepsi güzel olmayı sever, hepsi güzel giyinmeyi sever, hepsi evini sever, bazıları makyajsız yapamaz, çoğu fönsüz duramaz, bazıları başörtü kullanır, bazıları çarşaf, kimi minili, kimi pantolonlu.
Fedakarlıkta genellikle erkekleri sollarlar, hayata karşı onlardan daha diktirler.
Dedikoduyu tabi ki çok severler. Gıybet yaptıklarını asla kabullenmezler. “Bütün bunları aslanlar gibi yüzüne de söylerim.” derler.
“Gün gün dolanıp çil çil altın yığmaya bayılırlar. Her fırsatta davet verip ikram sayısında tavan yaparlar. Birbirinden görüp mobilya, çul çaput için hayatı önce kocalarına sonra kendilerine zehir zıkkım ederler. Meslek sorulduğunda utanarak “ev kadınıyım” derler. Alışveriş dedi mi akan sular durur.” mu diyeceğim sandınız.
Hayır efendim, bütün bunlar eskidenmiş benim bahsettiğim zamane kadınları bambaşka. Bunların ne gıybete ne dedikoduya ne vitrin seyretmeye ayıracak zamanları var.
Başı açık, örtülü hepsi birbirinden merdane.
Hele de bu zamana kadar hayattan bir türlü müsaade alamayıp gönül kapılarını açamayanlar. İçlerinde çizmişler tablolarını. Romanlarını, öykülerini içlerinde yıllar yılı yazmışlar. Hiç kimsenin aklına düşmemiş besteler yapmışlar, henüz sese bürünememiş.
Zamane kadınları envai çeşit dallarda çiçek açıyor, meyveler veriyor.
Evlerinin camlarını öyle süslüyorlar ki evlerine dolan renklerin haddi hesabı yok. Banyolarının balkonlarının camlarında yaptıkları çalışmalarla beklenmedik mekanlar oluşturmuşlar. Bunlar vitraycı zamaneler.
Bakıyorsunuz, çoluklu çocuklu hanımefendi. Evinin koşturmacasında dünya gailesinde sadece laf arasında dile getiriyor. Geçen sene evi badana yaptım der gibi “Geçen ay bir şiir kitabım çıktı.” diyor.
Vakti hiç kimse onların kucağına vermiyor, onlar güzelliklerle uğraşacak vakitleri söke söke alıyorlar.
Ta evlendiklerinde aldıkları gardroplarının kapaklarını öyle bir eskitme yaparak desen çizip boyuyorlar ki Şişli’nin değme mobilya mağazalarında rastlayamazsınız böylelerine.
Şıkır şıkır evlerinin içi, duvarlardaki yağlıboya tabloların, seramik bibloların, bakır işlemelerin yapılışını günlük bir işten bahseder gibi anlatıyorlar. Desen buluyorsun, çiziyorsun, boyuyorsun…
Minyatüre ya müzelerde ya sanat dergilerinde ya da kütüphanelerde rastlardık. Şimdi öyle mi ya! Hiç beklemediğiniz bir anda hanım elinden çıkmış minyatürlerle karşılaşıyorsunuz. Evlerin işyerlerin duvarlarında arz-ı endam ediyorlar. Mevlana Celaleddin-i Rum-i resmetmişler. Düşünen Mevlana ve içinde meşkeden, sema eden semazenlar. Konyadaki türbesi hazretin. Baktıkça gördüklerimiz çoğalıyor.
Bir Tavuskuşu çizmişler. Boynu asil ve dimdik havada. Kanadının kuyruğunun her bir tüyüne papatyalar çizilmiş onlarca. Tavuskuşu mu ağaca sarılmış, ağaç mı tavuskuşuna dolanmış anlayamıyorsunuz. Her haliyle çok hoş.
Tezhipte hele ebruda harikalar yapmışlar demek abartma olmaz. Renkler çizgiler sarmaş dolaş.
Anlamak mümkün değil. Vazgeçiyorsun anlamaktan hissetmeye veriyorsun bütün duyularını. Bir adım geri çekilip seyre koyuluyorsun. Ama onlar bu çalışmalarla öyle hemhal olmuşlar ki sizin nerdeyse cezbeye tutulmanıza bıyık altından gülüyorlar.
Ne diyelim zamane kadınları işte!


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !